E-Ticarette Yeni Dönem: Ayıplı Mal Nedeniyle E-Ticaret Sitelerinin Sorumluluğuna Başvurulabilecek

calendar_today 02 Haziran 2026
person celiktas
folder Genel

(Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrası Aracı Hizmet Sağlayıcıları Bekleyen Sorumluluk Riski)

Anayasa Mahkemesi 12/2/2026 tarihinde E.2024/187 numaralı dosyada, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 48. maddesine 7392 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle eklenen (6) numaralı fıkranın (d) bendinde yer alan “…ile 11 inci…” ibaresinin ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 7416 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle başlığı ile birlikte değiştirilen 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının “tüketici sözleşmeleri” yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline, iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.

12/2/2026 tarihli (Esas 2024/187, Karar 2026/42) karar, e-ticaret dünyasını ve mesafeli sözleşmelerdeki sorumluluk rejimini kökten değiştirecek tarihi bir Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıdır.

1. UYUŞMAZLIĞA KONU SOMUT OLAY

Bir tüketicinin elektronik ticaret yoluyla satın aldığı malın ayıplı çıkması ve bu ayıplı mal nedeniyle uğradığı manevi zararın tazmini talebiyle açtığı bir tazminat davasıdır. İlk derece mahkemesi tüketicinin davasını reddetmiş, tüketici de bu karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

2. SOMUT NORM DENETİMİ BAŞVURUSUNA ESAS TEŞKİL EDEN AYKIRILIK İDDİALARI

İstinaf incelemesini yapan Ankara BAM 3. Hukuk Dairesi, mevcut kanuni düzenlemelerin (6502 s. Kanun m. 48/6-d ve 6563 s. Kanun m. 9/1) Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına vararak şu gerekçelerle iptal davası açmıştır:

A. Tüketici Güveninin Zedelenmesi: Tüketiciler, e-ticaret pazar yerlerinden (aracı hizmet sağlayıcılardan) bizzat o platformun oluşturduğu “güven ilişkisi” nedeniyle alışveriş yapmaktadır. “Güven sorumluluğu ilkesi” gereğince aracıların da sorumlu olması anayasal bir zorunluluktur.

B. Dengeyi Tüketici Aleyhine Bozma: Aracı hizmet sağlayıcılara mutlak bir sorumsuzluk zırhı tanınması, devletin tüketiciyi koruma yükümlülüğüyle bağdaşmamakta ve taraflar arasındaki dengeyi tüketici aleyhine bozmaktadır.

C. Mahkemeye Erişim Hakkının Sınırlanması: Aracı hizmet sağlayıcılara mutlak sorumsuzluk öngörülmesi, tüketicinin zararlarını talep edebilmesi bakımından mahkemeye erişim hakkını fiilen sınırlamaktadır.

D. Eşitsizlik Yaratılması: Bu kurallar, devasa e-ticaret platformları (aracı hizmet sağlayıcılar) ile sistemde satış yapan küçük ölçekli satıcılar/sağlayıcılar arasında adaletsiz bir eşitsizlik yaratmaktadır.

3. ANAYASA MAHKEMESİ’NİN İPTAL GEREKÇELERİ

Anayasa Mahkemesi, “aktif/pasif aracı” ayrımına odaklanarak, mevcut sorumsuzluk kurallarının devletin pozitif yükümlülüklerini ihlal ettiğini saptamış ve düzenlemeleri Anayasa’nın 5. (Devletin temel amaç ve görevleri), 35. (Mülkiyet hakkı) ve 172. (Tüketicinin korunması) maddelerine aykırı bularak iptal etmiştir. AYM’nin temel gerekçeleri şunlardır:

A. Aktif Aracı Hizmet Sağlayıcıların Konumu ve “Güvenli Liman” Sınırı

AYM, karşılaştırmalı hukukta ve Avrupa Birliği müktesebatında (E-Ticaret Direktifi ve Dijital Hizmetler Tüzüğü) yer alan “güvenli liman” (sorumsuzluk) ilkesinin sadece teknik, otomatik ve pasif konumda kalan platformlar için geçerli olduğunu vurgulamıştır.  Ancak günümüzde e-ticaret platformları sadece uzaktan iletişimi sağlamamakta; mal ve hizmet üzerinde kontrol sahibi olabilmekte, satıcıların niteliğini belirlemekte ve aktif bir ticari rol oynamaktadır (Aktif Aracı).

B. Tüketicinin Tamamen Korumasız Kalması Riski

Mevcut kurallar, tüketicinin aracı hizmet sağlayıcıya karşı doğrudan dava açmasını “her durumda ve şartta” imkânsız hale getirmektedir. Özellikle tüketicilerin asıl satıcıya veya sağlayıcıya ulaşamadığı, muhatap bulamadığı durumlarda aracı şirketin de sorumlu tutulmaması, tüketicinin tamamen korumasız kalmasına ve uğradığı maddi/manevi zararı hiçbir şekilde tazmin edememesine yol açmaktadır.

C. Mülkiyet Hakkı ve Adil Dengenin Bozulması

Ayıplı mal veya hizmet nedeniyle ödeme yapan tüketicinin mal varlığında yaşanan değer kaybı doğrudan mülkiyet hakkını ilgilendirir. Devlet, pozitif yükümlülükleri gereği mülkiyet hakkını koruyacak idari ve yargısal mekanizmaları kurmalıdır. İptal edilen maddeler, e-ticaret devleri ile tüketicilerin mülkiyet hakları arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi tüketiciler aleyhine ölçüsüzce bozmuştur.

D. Dijital Ticaretin Büyümesi ve Koruma Mekanizması Zorunluluğu

E-ticaretin küresel ticaret içindeki payı devasa boyutlara ulaşmış ve tüketici işlemlerinin çok büyük bir kısmı bu alana kaymıştır. Ticari kanalların bu denli değiştiği bir düzende, tüketiciyi koruyucu ve zararlarını tazmin edici etkin mekanizmalar oluşturmak anayasal bir zorunluluktur.

4. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ TARİH

AYM, iptal hükümlerinin hemen yürürlüğe girmesi halinde doğacak hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edebileceğini gözeterek, kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 2 Haziran 2026 tarihinden itibaren 9 ay sonra yürürlüğe girmesine oy birliğiyle karar vermiştir. Bu süreçte yasama organının (TBMM) aktif-pasif aracı ayrımını netleştiren yeni bir kanun yapması gerekecektir.

5. PROF. DR. ÖMER ÇINAR’IN KARŞI OYU

A. Aracı Hizmet Sağlayıcıların Mevcut Kanuni Sorumluluklarının Kapsamı

Ömer Çınar, iptal edilen ibarenin aracı hizmet sağlayıcılara (AHS) “mutlak bir sorumsuzluk” tanımadığına dikkat çekmektedir. 6502 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 6. fıkrası incelendiğinde, pazar yerlerinin zaten çok ağır yükümlülükler altında olduğunu belirtir:

  • Tüketicinin ön bilgilendirilmesinden, bu bilgilendirmenin ispatından ve reklamlarla uyumlu olmasından satıcıyla birlikte müteselsilen sorumludurlar.
  • Satıcı adına bedel tahsil ediyorlarsa, malın tüketiciye tesliminden/ifasından ve cayma hakkı kullanıldığında bedelin iade edilmesinden zaten doğrudan ve müteselsilen sorumludurlar.
  • Kendi onayları olmaksızın düzenlenen kampanyalı veya indirimli satışlarda, sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesinin faturasını da yine bu platformlar ödemektedir.

Dolayısıyla Çınar’a göre, aracıların sorumsuz olduğu tek alan; satılan malın ayıplı olması durumunda tüketicinin 11. madde kapsamında kullanacağı seçimlik haklardır (sözleşmeden dönme, ayıp oranında indirim, ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değişim).

B. Ayıptan Doğan Sorumluluğun Niteliği ve “Kusursuz Sorumluluk” Tehlikesi

Karşı oy gerekçesinde en çok vurgulanan teorik altyapı, ayıptan doğan sorumluluğun hukuki niteliğidir. Satıcının, üreticinin ve ithalatçının ayıplı maldan doğan sorumluluğu bir kusursuz sorumluluk halidir.

Prof. Dr. Ömer Çınar, aracı hizmet sağlayıcıların fiziki olarak satılan malı görmediğini, paketi açıp kontrol etmediğini ve özünde malın ayıplı olup olmadığını bilmeyen ve bilebilecek durumda da olmayan bir konumda bulunduğunu ifade eder. Kendisine ait olmayan, kontrol edemediği bir malın gizli veya açık ayıplarından ötürü bu platformların “kusursuz sorumluluk” esasına göre sorumlu tutulması, sorumluluk hukukunun temel ilkelerini zorlayan ve mali riskleri öngörülemez şekilde genişleten bir yaklaşımdır.

C. Tüketicinin Zaten Mevcut Olan Koruma Ağları (Yargıtay Uygulamaları)

Çınar, mevcut yasal düzende dahi tüketicinin tamamen korumasız kalmadığını iki argümanla savunur:

  • Müteselsil Sorumluların Çokluğu: Tüketici ayıplı mal karşısında onarım ve değişim haklarını zaten doğrudan satıcıya, üreticiye veya ithalatçıya karşı ileri sürebilmektedir.
  • Yargıtay İçtihatlarının Esnekliği: Yargıtay (mülga 13. Hukuk Dairesi ve 11. Hukuk Dairesi) kararlarında, pazar yerinin sadece pasif bir ilan tahtası olmadığı; satıcının bilgilerini eksik doldurduğu, aktif olarak güven telkin ettiği veya bedeli tahsil edip süreci yönettiği durumlarda, yürürlükteki mevzuat çerçevesinde zaten aracıların sorumluluğuna gidebilmektedir. Yani yargı, somut olayın adaletine göre gerekli korumayı kanunu iptal etmeden de sağlayabilmektedir.

D. Kararın Makroekonomik ve Tüketici Aleyhine Doğuracağı Sonuçlar

Ömer Çınar, iptal kararının ironik bir şekilde en çok tüketicilere ve piyasa rekabetine zarar vereceğini ileri sürerek kararın ekonomik analizini yapar:

  • Maliyetlerin Tüketiciye Yansıması: Aracı hizmet sağlayıcıların ayıptan ötürü mali riskleri (hukuki dava maliyetleri, tazminatlar) devasa oranda artacaktır. Platformlar bu riski sübvanse etmek için sundukları aracılık/komisyon hizmetlerinin fiyatını artıracaktır. Satıcılar artan bu platform maliyetlerini doğrudan ürün fiyatlarına yansıtacak, neticede tüketiciler daha yüksek fiyatlardan mal ve hizmete ulaşmak zorunda kalacaktır.
  • Piyasadan Çekilme ve Tekelleşme Riski: Bu ağır mali külfet ve risk yönetimi, sermayesi güçlü olmayan küçük ve orta ölçekli yerli e-ticaret platformlarının rekabet gücünü zayıflatacak ve piyasadan çekilmelerine neden olabilecektir. Bu durum piyasada dev e-ticaret bloklarının tekelleşmesine yol açacaktır.
  • Devletin Pozitif Yükümlülüklerinin Çatışması: Anayasa’nın 167. maddesi devlete piyasaların sağlıklı işlemesi, tekelleşmenin önlenmesi ve ticaretin geliştirilmesi görevini yükler. Tüketiciyi korumak devletin bir göreviyken, piyasa dengesini bozacak ve serbest rekabeti daraltacak aşırı yükümlülüklerden kaçınmak da bu pozitif yükümlülüğün bir parçasıdır.

Özetle; Prof. Dr. Ömer Çınar, çoğunluğun e-ticaret platformlarını “her durumda mutlak sorumsuz” gören toptancı yaklaşımına itiraz ettiği gibi, onları bilmedikleri ayıplardan ötürü doğrudan kusursuz sorumlu kılan iptal kararının da serbest piyasayı, e-ticaret ekosistemini ve uzun vadede tüketici refahını zedeleyeceğini savunmuştur.

Makaleyi Paylaş