Anonim Şirketlerde Önemli Miktarda Şirket Varlığının Toptan Satışı ve Anayasa Mahkemesinin Kararı

calendar_today 06 Ağustos 2026
person celiktas
folder Genel

(AYM, E.2025/226, K.2026/112, § …)

I. GİRİŞ

Alanya Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan bir tapu iptal ve tescil davasında, davanın çözümünde uygulanacak kural olan 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 408. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (f) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varılmıştır. Mahkeme, bu kuralın Anayasa’nın 2. (Hukuk Devleti), 13. (Temel Hakların Sınırlandırılması), 35. (Mülkiyet Hakkı) ve 48. (Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti) maddelerine aykırılığını ileri sürerek iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle Anayasa Mahkemesine somut norm denetimi (itiraz) yoluna başvurmuştur.

İtiraz konusu TTK m. 408/2-(f) kuralı şu şekildedir:

MADDE 408– (1) Genel kurul, kanunda ve esas sözleşmede açıkça öngörülmüş bulunan hâllerde karar alır.
(2) Çeşitli hükümlerde öngörülmüş bulunan devredilemez görevler ve yetkiler saklı kalmak üzere, genel kurula ait aşağıdaki görevler ve yetkiler devredilemez: …
f) Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı.

Anonim şirketlerde kural olarak yönetim kurulu ve temsilcileri şirketi yönetmeye yetkili kılınmışsa da bu kural uyarınca “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı” niteliğindeki işlemler doğrudan genel kurulun devredilemez yetkisine bırakılmıştır. Bu karar alınmaksızın yapılan satış işlemleri hukuken geçersiz (hükümsüz) kabul edilmekte, dolayısıyla işlemi yapan üçüncü kişilerin bu satışa dayanarak hak kazanması mümkün olmamaktadır.

II. YARGITAY KARARLARINDA “ÖNEMLİ MİKTARDA ŞİRKET VARLIĞI” ÖLÇÜTLERİ

Adli yargı uygulamasında (özellikle Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarında), bir devrin “önemli miktarda şirket varlığı” oluşturup oluşturmadığı tespit edilirken şu somut kriterler gözetilmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/8038, K. 2022/4957, T. 16/6/2022, E. 2022/3213, K. 2023/5564, T. 4/10/2023, E. 2024/3621, K. 2025/3752, T. 28/5/2025):

  • Devre konu varlığın ekonomik değeri,
  • İlgili varlığın anonim şirketin tek mal varlığı olup olmadığı,
  • Devredilen varlığın, şirketin asli faaliyetini yürütmesini imkânsız kılacak ve şirket icrasını tasfiyeye götürecek ölçüde bir toplam oluşturup oluşturmadığı.

Ayrıca Yargıtay kuralın kapsamını yalnızca mülkiyetin devri/satış işlemleriyle sınırlı tutmamış; rehin sözleşmesi, üst hakkı ve kiracılık hakkının devri gibi şirket varlığını doğrudan etkileyen borçlandırıcı ve tasarrufi işlemleri de genel kurul kararı alınması gereken durumlar arasında saymıştır (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2013/15541, K. 2014/17625, T. 14/11/2014, E. 2015/7520, K. 2015/9356, T. 16/9/2015, E. 2022/7148, K. 2024/1308, T. 21/2/2024).
Genel kurul kararı alınmaksızın yapılan işlemin geçersiz olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/3621, K. 2025/3752, T. 28/5/2025).

III. SOMUT NORM DENETİMİNE BAŞVURULMA GEREKÇELERİ

Yerel mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvururken ileri sürdüğü temel aykırılık gerekçeleri özetle şunlardır:

Belirsizlik ve Öngörülemezlik

Kanunda “önemli miktar” kavramının nesnel ölçütlere bağlanmadığı, hangi işlemler için genel kurul kararının gerekeceğinin belirsiz olduğu ve bu durumun hukuki işlemlerin akıbetini öngörülemez hâle getirdiği iddia edilmiştir.

Şirketlerin İdari Özgürlüğünün Kısıtlanması

Satış için genel kurul onayı aranmasının şirketlerin idari/yönetimsel serbestisini ölçüsüz şekilde kısıtladığı savunulmuştur.

Üçüncü Kişilerin Sözleşme Özgürlüğü ve Zararı

Özellikle halka açık olmayan şirketlerde üçüncü kişilerin varlığın şirket açısından “önemli miktar” olup olmadığını bilmesinin her zaman mümkün olmaması nedeniyle üçüncü kişilerin sözleşme özgürlüğünün zedelendiği ileri sürülmüştür.

Ticari İşlemlerin Yavaşlaması

Karar alma süreçlerinin ticari işlemlerde yavaşlamaya, fırsat kayıplarına ve zarara yol açtığı belirtilmiştir.

IV. ANAYASA MAHKEMESİNİN KARARI VE GEREKÇELERİ

Anayasa Mahkemesi, kuralı ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. maddesi (Devletin temel amaç ve görevleri) yönünden de incelemiş ve oyçokluğuyla reddine karar verirken şu gerekçelere dayanmıştır:

Devletin Pozitif Yükümlülüğü ve Haklar Arası Denge

Anayasa’nın 5., 35. (Mülkiyet Hakkı) ve 48. (Teşebbüs ve Sözleşme Özgürlüğü) maddeleri uyarınca devlet, mülkiyet ve teşebbüs hakkının korunması için özel hukuk ilişkilerini düzenleme ve koruyucu tedbirler alma pozitif yükümlülüğüne sahiptir. Şirket yönetiminin, pay sahiplerinin yatırım değerini doğrudan etkileyebilecek tasarrufları tek başına yapmasını önlemek, pay sahiplerinin ve şirketin varlığının korunması amacına hizmet eder.

Belirlilik ve Öngörülebilirlik

Her ne kadar “önemli miktar” somut olaya göre belirlenecek bir kavram olsa da yargı kararlarında (özellikle Yargıtay içtihatlarında) hangi işlemlerin ve hangi kriterlerin esas alınacağı açıkça ortaya konulmuştur. Bu nedenle kural belirli ve öngörülebilirdir.

Üçüncü Kişiler Bakımından Denge

Üçüncü kişilerin, şirketin faaliyet alanı, piyasadaki ağırlığı veya ekonomik büyüklüğü gibi hususları dikkate alarak varlığın önem derecesini öngörebilecek durumda oldukları kabul edilmiştir. Ayrıca genel kurul kararı olmaması sebebiyle işlemin geçersiz kalması hâlinde, dürüst üçüncü kişilerin uğradıkları zararların tazminini talep etme haklarının saklı olması menfaatler dengesinin sağlandığını gösterir.

Ölçülülük

Kural, şirket yönetiminin tüm ticari faaliyet yürütme serbestisini elinden almamakta; yalnızca şirket için hayati boyut taşıyan istisnai durumları genel kurul denetimine tabi tutmaktadır. Bu yönüyle kural ölçülüdür.

V. KARŞI OY VEREN HAKİMİN GEREKÇELERİ

Karara katılmayan Üye Yıldız Seferinoğlu, kuralın Anayasa’nın 2., 5., 13., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle ret kararına katılmamıştır. Karşı oy gerekçeleri şunlardır:

Kanunilik ve Öngörülebilirlik İlkesinin İhlali

“Önemli miktar” kavramının kanunda sınırlarının çizilmediği, kavramın içeriğinin tamamen yargı kararlarıyla doldurulduğu ve hatta kanunda yazılı olmayan rehin veya kiralama gibi işlemlerin de yargı eliyle kapsama alındığı ifade edilmiştir. Bu durum Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerindeki kanunilik şartına aykırıdır.

İyiniyetli Üçüncü Kişilerin Korunmaması

Halka açık olmayan şirketlerde üçüncü kişilerin şirketin bilançosuna, finansal verilerine ve aktif büyüklüğüne ulaşması imkânsızdır. Ulaşılması mümkün olmayan bilgilere dayanarak işlemin geçersiz kılınması riskini üçüncü kişiye yüklemek hukuki güvenlik ilkesiyle bağdaşmaz. Bu durum TTK’nın “şirket içi yetki eksikliklerinin dürüst üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği” yönündeki temel mantığıyla da çelişmektedir.

Tazminat Yolunun Yetersizliği

Sözleşmenin aynen ifası ile sonradan tazminat almak aynı korumayı sağlamayacağından, tazminat imkânının bulunması yapılan ağır müdahaleyi orantılı kılmaya yetmez.

Ölçülülük İlkesine Aykırılık

Pay sahiplerini koruma amacına daha hafif araçlarla ulaşmak mümkündür. Halka açık ortaklıklarda olduğu gibi daha net kanuni ölçütlerin belirlenmesi, geçersizlik yerine yönetim kurulu üyelerinin şahsi sorumluluğuna gidilmesi, süreli bir iptal rejimi öngörülmesi veya tescile bağlı bir doğrulama mekanizması kurulması yerine; süresiz bir geçersizlik yaptırımının öngörülmesi orantısız ve ölçüsüz görülmüştür.

VI. SONUÇ

Anayasa Mahkemesi, TTK m. 408/2-(f) uyarınca genel kurul kararı olmaksızın yapılan önemli şirket varlığı satışlarının geçersiz sayılmasını Anayasa’ya uygun bulmuştur. Yüksek Mahkeme, pay sahiplerinin ve şirket varlığının korunmasını önceliklendirmiş; “önemli miktar” belirsizliğinin Yargıtay içtihatlarıyla aşıldığını kabul etmiştir. Bu karar uyarınca, anonim şirketlerle büyük ölçekli işlem yapacak üçüncü kişilerin, olası bir geçersizlik riskiyle karşılaşmamak adına şirket genel kurul kararının varlığını önceden kontrol etmeleri kritik önem taşımaktadır.