ANAYASA MAHKEMESİNDEN YOKSULLUK NAFAKASI KARARI: SÜRESİZ NAFAKA İPTALİNİN HUKUKİ BOYUTLARI VE SONUÇLARI

calendar_today 01 Ekim 2026
person celiktas
folder Genel

I. Giriş

Türk Medenî Kanunu‘nun 175. maddesinde yoksulluk nafakasının ‘süresiz’ istenebilmesine imkân tanıyan hüküm, hem teoride hem de uygulamada uzun yıllardır eleştirilerin ve yasal değişim taleplerinin merkezinde yer almakta idi. Anayasa Mahkesi (AYM); Antalya 12. Aile Mahkemesi’nin somut norm denetimi (itiraz) başvurusu üzerine verdiği 4/6/2026 tarihli, E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararıyla söz konusu ibarenin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline oyçokluğuyla karar vermiştir. Bu inceleme; söz konusu iptal kararını, Mahkemenin mantıksal silsilesini, karşıoy ve farklı gerekçe yazılarını ile doktrindeki akademik çalışmaları kapsayacak şekilde sistematik bir değerlendirmeye tabi tutmaktadır.

II. Karara Konu Olan Olay ve Hukuki Süreç

Antalya 12. Aile Mahkemesi önünde görülmekte olan bir boşanma davasında, yoksulluk nafakası talebi üzerine mahkeme, uygulanacak kanun hükmü olan TMK m. 175/1’deki “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varmıştır.

İncelemeye konu uyuşmazlık bir bireysel başvuru olmayıp, Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca gerçekleştirilen bir somut norm denetimi (itiraz) yoludur.

Başvuran Mahkeme; süresiz nafaka ödeme yükümlülüğünün kişinin hayatının sonuna kadar devam edebileceğini, bu durumun nafaka borçlusunun yeniden evlenmesine, mülk edinmesine ve doğacak yeni çocuklarını korumasına engel teşkil ettiğini belirterek kuralın Anayasa’nın 2. (Hukuk devleti), 10. (Eşitlik), 20. (Özel hayata ve aile hayatına saygı), 35. (Mülkiyet hakkı) ve 41. (Ailenin korunması) maddelerine aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

III. Anayasa Mahkemesinin Değerlendirmesi ve Gerekçesi

Mahkeme, 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kuralı ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. (Devletin temel amaç ve görevleri) ve 17. (Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı) maddeleri kapsamında da incelemiştir. AYM, yoksulluk nafakasının evlilikten kaynaklanan dayanışma sorumluluğunun boşanma sonrasına yansıması olduğunu kabul etmekle birlikte, kusursuz olan eşin dahi ömür boyu hiçbir ölçüt gözetilmeksizin kategorik olarak borçlu kılınmasının nafaka borçlusunun maddi ve manevi varlığı üzerinde ağır ve sürekli bir külfet oluşturduğunu tespit etmiştir.

Mahkeme, devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde çatışan haklar (nafaka alacaklısının geçimini sağlama hakkı ile nafaka borçlusunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkı) arasında adil bir denge kurulması gerektiğini belirtmiştir. Hâkime; evliliğin süresi, eşlerin yaşı, sağlık durumu, eğitimi ve kendi imkânlarıyla geçinebilme kapasitesi gibi kriterleri dikkate alarak nafaka süresini belirleme yetkisinin tanınmaması adil dengeyi ortadan kaldırmaktadır. Kanun lafzı ile Yargıtay’ın emredici uygulaması arasındaki uyumsuzluk ise Anayasa m. 2’deki belirlilik ve hukuk güvenliği ilkelerini zedelemektedir.

Anayasa Mahkemesi, TMK m. 175/1’de yer alan “…süresiz olarak…” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerine aykırı olduğuna ve İPTALİNE oyçokluğuyla karar vermiştir. İptal hükmünün doğuracağı hukuki boşluğun kamu yararını ihlal edeceği gerekçesiyle, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren 9 ay sonra yürürlüğe girmesine oybirliğiyle karar verilmiştir.

IV. Kararın Hukuki Değerlendirilmesi

Çoğunluk gerekçesi, devletin pozitif yükümlülükleri ve hakların dengelenmesi esasına oturtulmuştur. Mahkemenin, soyut bir sosyal devlet gerekçesinin arkasına saklanmayıp kuralın nafaka borçlusu üzerindeki somut sosyal ve psikolojik etkilerini denetim odağına alması isabetlidir. Ancak Farklı Gerekçe yazan Üye Yıldız Seferinoğlu’nun vurguladığı üzere, çoğunluk gerekçesinde yöntemsel bir çelişki bulunmaktadır: Mahkeme bir yandan kanun metninin süresizliği emretmediğini ifade etmekte, diğer yandan denge denetimini kuralın zorunlu olarak süresizlik doğurduğu varsayımı üzerinden yapmaktadır. Bu nedenle iptalin öncelikli olarak doğrudan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri olan Belirlilik İlkesi’ne dayandırılması hukuki mantık açısından daha tutarlı bir zemin oluşturabilirdi.

Karar, açık bir içtihat değişikliği niteliğindedir. AYM, 17/5/2012 tarihli E.2011/136, K.2012/72 sayılı kararında aynı ibareyi sosyal devlet ilkesine aykırı bulmayarak iptal talebini reddetmişti. Aradan geçen sürede Yargıtay’ın katı uygulamasının değişmemesi ve uygulamanın yarattığı toplumsal mağduriyetler, AYM’yi normun uygulanış biçimini de esas alarak görüş değiştirmeye sevk etmiştir.

Muhalif üyeler (Engin Yıldırım, Selahaddin Menteş, Kenan Yaşar); nafakanın insanca yaşam hakkı (m. 17) ve fiili eşitlik (m. 10, m. 41 ve Türkiye’nin taraf olduğu Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi CEDAW) gereği kadınların korunmasına hizmet ettiğini, TMK m. 176’daki uyarlama ve kaldırma imkânlarının mevcut olduğunu ve sorunun kanundan değil içtihattan kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir.

Karar, akademik doktrindeki baskın eğilimle tam bir paralellik göstermektedir. Doktrinde Ersöz, evlilik süresi çok kısa olan veya ortak çocuğu bulunmayan tarafların süresiz nafaka ile birbirine bağlanmasının adalet ve hakkaniyet duygularını zedelediğini, alacaklının kendi imkânlarıyla geçim sağlama arzusunu körelttiğini vurgulamaktadır (Hüseyin Oğuz Ersöz, “Yoksulluk Nafakasinda Süre”, Ombudsman Akademik Dergisi, Yıl:12, S. 23, s. 171-192). Demirbaş, süresiz nafakanın taraflar arasında mantık dışı bir bağımlılık ilişkisi yarattığını ve modern hukukun kabul ettiği “clean break” (temiz başlangıç) ilkesiyle çeliştiğini ifade etmektedir (Ali Demirbaş, “Güncel Tartışmalarla Yoksulluk Nafakası”, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 5 (2), Güz 2018, s. 219-235). Işık ise muhtaç eşin korunmasının sosyal devletin gereği olduğunu ancak bunun ömür boyu borç yükü yaratmadan, somut olayın özelliklerine göre hâkime tanınacak takdir yetkisi ve makul sürelerle dengelenmesi gerektiğini savunmaktadır (Hanife Işık, “Yoksulluk Nafakasında Süresizlik Sorunu: Hukuk Sistemleri Arasında Bir Mukayese”, Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, 2022, s. 66-82).

V. Kararın Olası Etkileri ve Sonuçları

Kararın 9 ay sonra yürürlüğe girecek olması nedeniyle TBMM’nin bu süre zarfında yeni bir yasal düzenleme yapması zorunlu hale gelmiştir. Yeni yasal düzenlemede yasama organının; nafaka süresini evlilik süresi, eşlerin yaşı, sağlık durumu, çocukların bakımı ve çalışma kapasitesi gibi objektif kıstaslara bağlayan ve kural olarak süreli, istisnai hallerde (yaşlılık, engellilik veya çok uzun evlilikler) süresiz nafakaya imkân tanıyan kademeli bir model benimsemesi beklenmektedir (Ersöz, s. 178-179, 184). İlk derece mahkemeleri ve Yargıtay, katı emredici kalıptan çıkarak her somut olayın adaletine göre süre belirleme esnekliğine kavuşacaktır.

Boşanma sonrası tarafların ekonomik ilişkileri makul bir sürede tasfiye edilerek Kıta Avrupası hukukundaki “clean break” ilkesi pratik hayata yansıyacaktır (Ersöz, s. 173, 178). Nafaka alacaklılarının (çoğunlukla kadınların) istihdama katılımı ve meslek edinme motivasyonu artacaktır (Ersöz, s. 183). Nafaka süresinin dolmasıyla yoksulluk riski süren dezavantajlı bireyler için sosyal devlet ilkesi gereği devletin sosyal yardım ve kamusal destek mekanizmalarının (örneğin nafaka fonu) devreye girmesi toplumsal dengenin korunması açısından şart olacaktır (Ersöz, s. 183).

VI. Sonuç

Anayasa Mahkemesinin E.2025/156, K.2026/131 sayılı kararı, Türk Aile Hukuku bakımından tarihi bir dönüm noktasıdır. Mahkeme, 2012 yılındaki yaklaşımını değiştirerek uygulamadaki katı süresizlik anlayışının Anayasa’nın 2., 5. ve 17. maddelerindeki güvenceleri ihlal ettiğini tespit etmiş ve çatışan haklar arasında adil denge kurulmasını zorunlu kılmıştır. Doktrinde dile getirilen eleştiriler ve karşılaştırmalı hukuktaki gelişmeler doğrultusunda şekillenen bu karar, yasama organına hakkaniyete ve somut olayın şartlarına uygun yeni bir nafaka rejimi kurma görevini yüklemektedir.